19 Ekim 2014 Pazar

EN BABA "ACI"

                                                 


           
    Sevgili Arkadaşım;

               Yer:  Ankara…

               90’lı yıllar…

               30 yaşındayım ve bildiğim kadarıyla bugüne kadar  Ankara’da en genç yaşta Cinayet Büro Amiri olan rütbeliyim. Rütbem, Baş Komiser…Asayiş dünyasında cinayet büro amiri olmanın ya da cinayet büroda çalışmanın son derece itibarlı bir yeri vardır. Gerçekten sorumluluğu çok ağır, görev alanı son derece zor bir yerdir, cinayet amirliği.

                      Çözülmeyi bekleyen faili meçhul cinayetler, katliamlar, vahşetler ve insanın kanını donduran birçok olay. Yakalaman gereken katiller, seri öldürmelerin failleri, cinnet geçirenler, son derece zeki olan şüpheliler vb. Kamuoyu baskısı, herkesin ve her kesimin yakından takip ettiği olaylar. Zamanla yarış, masumların kanının yerde kalmaması için verilen mücadeleler. Soruşturmalarda insanın beynini kemiren belirsizlikler.

                      Gece ile gündüzün farkının kalmadığı, yemek saati diye bir şeyin olmadığı, çoğu zaman şubede bir koltukta uyuya kalındığı, ,ekip otosu içerisinde ekmek arası bir şeylerin atıştırıldığı, sürekli insanın beyninin zonkladığı bir yaşam. Sinirlerin sürekli gerildiği, yüzlerin gülmediği, personel arasında sık sık yüksek sesli tartışmaların yaşandığı anlar.

                Ve çözülmez gibi görünen faili meçhullerin çözüldüğü, yakalanmaz diye düşünülen zorlu katillerin yakalandığı, dökülen kanın yerde kalmadığı başarı anında yaşananlar. Bütün yorgunlukları alıp götüren, tarifi imkânsız mutluluk. Her türlü takdirnamelerden, ödüllerden ve iltifatlardan daha önemli olan kendi kendine hissettiğin müthiş iç huzur.

               
                Sevgili Devrem;

               Büyük bir şehirdeysen, hele de Ankara’daysan bu huzur çok uzun sürmez. Bazen bir zorlu soruşturma biter bitmez diğeri başlar. Bazen de daha bitmeden üst üste gelir. Cinayetin, bilhassa faili meçhul öldürmelerin saati olmaz.

                  Yine öyle oldu. Pazar sabahıydı. Haziran ayının üçüncü pazarı. Yani babalar günü. Yoğun geçen bir gece mesaisinin ardından evde istirahat ederken çaldı telefonum.

                 -Baş komiserim, Etlik semtinde bir evde 8 ile 10 yaşlarında iki çocuk başlarından ateşli silah ile vurularak öldürülmüş.

                   Bilgi veren personelim evin bir Emniyet Amiri meslektaşımıza ait olduğunu ve çocuklarında Emniyet Amirimizin çocukları olduğunu söylediğinde, gerçekten kanım dondu. Önce rüya görüyorum sandım, yok hayır rüya değildi. Her önemli olayda olduğu gibi, nasıl giyindim, nasıl olay yerine intikal ettim hatırlamıyorum. Ve her zamanki gibi kafamda olayın nasıl olmuş olabileceğine dair dönen birçok senaryo.

Sevgili Dostum;

                    Bu arada şunu da paylaşayım, bir cinayetin vb. olayın çözümünde olay yerini mutlaka en kısa sürede görmek ve mümkün olduğunca fazla olay yerini incelemek ve inceletmek çok önemlidir. Bazen bilhassa faili meçhul olaylarda, defalarca olay yerine gider olayı tekrar tekrar yorumlamaya çalışırsın.
                   Olayın yaşandığı eve girdiğimde, olay yeri inceleme ekipleri çalışıyordu. Onların çalışmasına zarar vermemeye azami gayret ettim. Yatak odasında, aynı yatağın içerisinde yan yana, yorgan altında ve yastık üzerinden ateş edilerek öldürülmüştü çocuklar.
                 Hatırladıkça halen hüzünlendiğim çok vahim bir tablo. Gözyaşlarımı zor tutuyorum... Ben kendimi zor tutuyorum ama dışarıda ağlamalar, feryatlar ortalığı inletiyor. Çocukların annesi olduğunu düşündüğün bir kadıncağız “Hep o kadının yüzünden oldu, hep o kadının yüzünden oldu…” diye feryat ediyor. Kameramanlar, gazetecilerle birlikte.. Ortalık tam bir ana, baba günüydü.

 Sevgili Arkadaşım;

                       Öldürülen çocukların annesini sakinleştirmek ve kendisiyle konuşmak oldukça zor oldu. Kısaca “Emniyet Amirinin eşi olduğunu, kocasının pavyonlarda çalışan yabancı uyruklu kadına tutulduğunu, hatta tüm birikimleriyle aldıkları bir dairelerini,  kocasının satıp paralarını bahse konu bu kadına yedirdiğini, aralarında şiddetli geçimsizlik olduğunu, uzun süredir kocasıyla ayrı yaşadıklarını, bugün bir konu için evden çıktığı için çocukların evde yalnız olduğunu, geri geldiğinde ise çocuklarını evde öldürülmüş olarak bulduğunu, olayı muhtemeldir ki, kocasının yapmış olabileceğini” anlattı.

                        Yahu, bu nasıl bir iş? Bu kadın ne anlatıyor? Eğer anlattıkları doğru ise bu nasıl bir aile faciası? Aman Yarabbi. Ama kadının anlattığı doğru olabilirdi. Çünkü çocuklar katledilirken acı çekmemelerine azami gayret gösterilmiş. Yorgan başlarını örtecek şekilde çekilmiş ve yastığın üzerinden ateş edilmişti. Bir yanda korkunç bir vahşet varken bir yandan da aralarına merhamet sıkıştırılmıştı.

                         Çocuklar kendilerinin öldürüleceklerini hissetmeyecekleri bir planla ve uygulamayla öldürülmüştü. Ayrıca eve girişle ilgili herhangi bir zorlama yoktu. Yani evin anahtarı olan, rahatça girip çıkabilecek birisi olmalıydı fail ya da çocukların kapıyı açıp içeriye rahatça alabilecekleri birisi. Bununla birlikte ev içerisinde boğuşma, zor kullanma veya benzeri şiddet bulguları da yoktu. Çocuklar, tanıdıkları birisi tarafından herhangi bir kandırma veya ikna ile ebeveyn yatağına götürülmüştü. Tabi ki bunların hepsi şimdilik birer varsayım sadece.

Sevgili Dostum;

                             Gerçekten de çocukların babası ortalıkta yoktu. Cep telefonu, telsiz vb. hiçbir iletişim aracıyla kendisine ulaşamıyorduk. Üst makamlarımız ise olayla ilgili sürekli bilgi talep ediyordu.

                       Cinayette çalışmanın en zor yanlarından biriside olayı çözmeye çalışırken, olay daha sıcakken üst makamların sürekli bilgi talep etmesi ve bu taleplerle uğraşırken çalışmaların aksamasıydı. İşte o zamanlarda yaşanan aksaklıkları gördüğümden,  karar vermiştim asayiş şube müdürü, emniyet müdür yardımcısı ve emniyet müdürü olduğumda olay daha yeniyken cinayet personelini bilgi vermeleri için sıkıştırmayacağıma… Her neyse…

Sevgili Arkadaşım;

                          Öncelikle mutlaka çocukların babası Emniyet Amirimizi bulmalıydık. Ve içimden bir ses “inşallah olayın faili değildir ve bir cinnet hali yaşayıp olayın faili ise inşallah başka bir yerde intihar etmemiştir” diyordu.
                            Sanırım çocukların babasını bahsi geçen pavyonlarda çalışan yabancı uyruklu kadına ulaşarak bulabilirdik. Bir şekilde kadının adresini bulduk. Anıttepe semtinde oturuyordu. Görev gerçekten zordu. Eğer doğruysa çocuklarını katleden ve elinde silah bulunana bir meslektaşımızı yakalamalıydık. Ve belki de başkalarını da öldürmeyi düşünen bir şüpheliyi yakalamaya çalışıyorduk. Yine zamanla yarış, yine hiç hata yapmamak, yine  hiçbir şeyi atlamamak.



Sevgili Devrem;

           Aradan 17 yıl geçmiş olmasına rağmen bu olayı hatırlamak ve kaleme almak beni çok üzüyor. Devamını anlatmaya şimdilik yüreğim tahammül edemiyor... Çünkü devamında yaşananlar da çok acıydı benim için.
Son derece seri bir şekilde Emniyet Amirimizin dost hayatı yaşadığı iddia edilen kadının adresine intikal ettik. Emniyet Amirinin bindiği aracı ve plakasını da tespit etmiştik. Evin çevresinde aracı aradık yoktu. Her ihtimale binaen eve çok dikkatli girmeliydik. Kendi güvenliğimize azami dikkat ederek belirtilen dairenin zilini çaldık.
Bir müddet sonra kılığından kıyafetinden yabancı uyruklu olduğu anlaşılan bir kadın tarafından kapı açıldı. Kadıncağız önce çok şaşırdı ama kısa bir süre sonra içimizden bir komiserimize bakarak tebessüm etmeye başladı. Kendisine kibarca görüşmek istediğimizi belirtip içeri girip giremeyeceğimizi sorduk. Yarım yamalak Türkçesiyle bizi içeri davet etti.
Değerli Arkadaşım;
Cinayet soruşturmalarında bilgi almak istenen kişilere olay hakkında çok detay vermeden bilgi alınmaya çalışılır.. Bizde öyle yaptık… Bir konudan dolayı Emniyet Amirimizle görüşmek istediğimizi ama kendisine ulaşamadığımızı, Emniyet Amirimizle bu gün görüşüp görüşmediğini sorduk. Görüşmediğini belirterek kötü bir şey mi oldu? Diye sordu. Yine olay hakkında detaylı bilgi vermedik. Daha çok kadıncağızın konuşmasını sağlamaya çalıştık. Nasıl tanıştıklarını vb. konuları anlatmasını istedik. Uzun uzun anlattı. En çok Emniyet Amirinin eşi ile olan geçimsizliklerinden bahsetti. Eğer başına kötü bir şey gelmişse mutlaka kendini arayacağını belirtti. Bu arada kadıncağızın kapıyı açtığında bakarak tebessüm ettiği komiserimizle önceden tanıştığını fark ettim. Komiser arkadaş rahatsız olmasın diye bu konuda o esnada bir şey sormadım.
Değerli Devrem;
Uzun bir müddet sonra ev telefonu çaldı. Öncesinde kadıncağıza, Emniyet Amiri aradığında ne yapıp edip onu sakinleştirmeye çalışmasını, eve getirmeye çalışmasını ve bizim orada olduğumuzu hissettirmemesini sıkı sıkıya tembih etmiştik.. Kadıncağız telefonu açtı. Gerçekten de arayan Emniyet Amirimizdi ve kadıncağız ne kadar gayret ederse etsin rolünü iyi oynayamıyordu.
Baktım iş iyice kötüye gidiyor. Aldım kadının elinden ahizeyi. “Amirim saygılar. Ben Baş komiser Ercan.” Diye kendimi takdim edip konuşmaya başladım. Konuşmayı mümkün olduğunca uzatıp sakinleştirmeye çalışıyordum. Ancak ne var ki, bana sarf ettiği her kelime intihara adım adım yaklaştığımızı çocuklarıyla başlayan bu cinnetin kendini öldürmeyle sonuçlanacağını gösteriyordu. . Hissettiğim şeyden vazgeçirmek için elbette çok uğraştım. Ama nafile. Bir müddet sonra kapatmaması için çok ısrar etmeme rağmen telefonu kapattı.
Konuşmalarımız esnasında ailevi sorunlarından bahsetti. İntihar etmeye karar verdiğini, çocuklarını geride bırakmak istemediği için öldürdüğünü anlattı. Allahım bu ne cinnetti. Ayrıca bazı meslektaşlarımızın isimlerini vererek onlara ulaşmamı ve kendisine haklarını helal etmelerini iletmemi istedi.
Sevgili Arkadaşım;
Telefon görüşmesinden sonra evin içerisi iyice matem havasına büründü. Kadıncağızda nelerin olup bittiğini anlamıştı. Of ki of!
İçim yanıyor, başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor gibiydim. Bir yandan da telsiz ile telefon ile başta Emniyet Amirimizin araç plakasını anons etmek olmak üzere talimatlar yağdırıyordum. Ne yapıp edip intihar etmeden bulmalıydık. Ama nasıl? Bu arada saatler saatleri kovalıyordu. Sabahtan beri uğraşıyorduk ama şüpheli Emniyet Amirine ulaşamıyorduk.
Yaklaşık saat 23 civarıydı. Ve maalesef ikinci acı haber geldi. Ankara-Kızılcahamam yolunda trafik ekipleri Emniyet Amirinin aracını tek taraflı kaza yapmış halde bulmuşlar ve kendisi de aracın içinde eks olmuş. Hemen belirtilen yere gittik. Yaptığımız olay yeri incelemesi sonucunda, araç hareket halinde iken tabanca ile kafasına ateş ederek intihar ettiğini tespit ettik.
Sevgili Dostum;
Gece yarısı yıkılmış bir halde evime döndüm. Kuvvetle muhtemel babalar günümü kutlamak için gün boyu beni bekleyen çocuklarım ve eşim uyuyakalmışlardı. Bir yanda babalar gününde babaları tarafından katledilen çocuklar ve bir yanda da bir babalar gününü daha babasız geçiren çocuklarım. Bitkin ve hüzünlü bir şekilde yatağıma uzandım.
Ne zor meslek şu polislik. Zor olduğu kadar hakkını vererek ve dürüstçe yapıldığında da çok kutsal…
Hani bana sık sık sorarsın ya meslekte seni en çok etkileyen olaylar hangisi diye. İşte onlardan biridir bu olay. Ama beni etkileyen şu ana kadar anlattıklarım değil sadece, şimdi anlatacaklarım…
Sevgili Arkadaşım;
Hatırlıyor musun? Emniyet Amirinin dostu olduğu ifade edilen pavyonlarda çalışan yabancı uyruklu kadın bize kapıyı açınca önce çok şaşırmış arkasından yanımda bulunan komiserimize bakarak tebessüm ettiğini söylemiştim. Ve sonrasında da o komiserimizle tanışıklığı olduğunu fark ettim demiştim. Doğruymuş. En garip olanı ne biliyor musun?
Normalde, önceden, o gün bizim o komiserle buluşmak için o kadıncağız randevulaşmışlar. O komiserle birlikte bizi evinin kapısında görünce, komiserimizin kendisine şaka yaptığını zannetmiş. Ne garip değil mi? Bir yanda belki de o kadın için çocuklarını katleden kendi intihar eden bir meslektaşımız diğer yanda aynı kadının diğer birlikte oldukları... Bunu öğrendiğimde acım bir kat daha artmıştı.
Sevgili Devrem;
Karanlık sokaklara dalarak yolunu kaybeden, gayrı meşru hayatlara battığı için ne çok meslektaşımızı kaybediyoruz. Ne çok aile faciaları yaşıyoruz maalesef. Dilerim bu konudaki sistematik ve önleyici çalışmalar en üst düzeye çıkarılır.
Evet devrem. Babalar gününde iki evladını katledip intihar eden meslektaşımızın, aynı meslektaşımızın bir pavyon kadınıyla olan gayrı meşru birlikteliği ve aynı pavyon kadınının aynı zamanda diğer meslektaşlarımızla da birlikte olduğunu bildiğimiz an “baba” acı bir hikâye bu..
Ki, onca zaman sonrasında bu trajik olayın kalemimden dökülürken hala benim, okurken şuan andan itibaren senin içini yakıyor olmasının tek nedeni de bu hikayenin gerçek ve benzer öykülerinin ne yazık ki, sayısız olması…
Esen Kal…












1 yorum:

  1. Gerçekten çok etkilendim.Bir vatandaş olarak çevremizde yaşıtımız veya evladımız yerine tuttuğumuz birçok polisimiz var. Sizin gibi bu mesleğin kahrını çilesini fazlasıyla çekiyorlar.Allah bütün polislerimizi korusun sevdiklerine bağışlasın doğru yoldan ayırmasın.Saygılarımla...

    YanıtlaSil