11 Temmuz 2014 Cuma

BİR MASKELİ GASP KOMEDİSİ

Başımızdan aşağı kaynar sular dökülmüştü adeta.

 Şüpheliyi nezarethaneye koyuyoruz. Tutanakları tutalım. Sonra ifadelere başlarız komiserim.”
      
 “Tamam, olur Hüseyin.”    Dedim sessiz bir şekilde iç çekerek.

                         Polis Hüseyin’in bahsettiği şüphelileri gasp suçundan gözaltına almıştık akşamüzeri. Yine bir ağırlık çökmüştü üzerime. En çok da bu gasp şüphelilerine acırım. Cezası diğer suçlara göre gerçekten çok ağır. Son yakaladıklarımıza da bunun için gerçekten çok acımıştım. Cahil çocuklardı. Şaşkınlıkları yüzlerinden okunuyordu. Zaten cin gibi olan sabıkalılar cezasının ağır olduğunu bildikleri için gasp suçunu hemen hemen hiç işlemezler. Gasp; ”cahil ve aptal suçu” olarak görülür.
                         Memur arkadaşlar zorlu bir olayı daha aydınlatmanın keyfini yaşıyorlardı. Gürültülü bir şekilde tutanakları yazıp çiziyorlar, ben de kenarda oturmuş çayımı ve sigaramı içerek onları seyrediyordum. Yaklaşık bir saat kadar sonra ekibin yazıcısı Hüseyin seslendi:

          “Komiserim, gasp edilen altınlar nerde? Bulamıyoruz.”

        “Ekip arabasındaki naylon poşetin içerisindeydi. Yukarı çıkarken almadınız mı?” diye cevapladım Hüseyin’in sorusunu.  Şaşırmıştım bulamamasına.

          Ben Hüseyin’e bu cevabı verince ekip şoförü İsmail olduğu yerde adeta dondu kaldı. Önce boş boş bize baktı. Kısa bir müddet sonra kıpkırmızı bir yüzle kekeleyerek konuşmaya başladı.

         “Ne dedin komiserim? O poşetlerin içinde, altınların olduğu poşet de mi vardı!? Siz arabadan indikten sonra, ben araçtaki tüm poşetleri, yemek artığı çöpler diye çöp kutusuna attım.”

          Bu sefer donup kalma sırası bizdeydi. İsmail’i duyunca hepimiz adeta şoka girmiştik. Az önce zorlu bir gaspı aydınlatma sevincinin yerini, şimdi ciddi bir şaşkınlık almıştı. Başımızdan aşağı kaynar sular dökülmüştü adeta.

         “N’aptın İsmail, ne yaptın! Hangi çöp kutusuna attın?” Diye soran Hüseyin’in sesi bu kez çok yüksek çıkmıştı haklı olarak.

                     İsmail; “Şubenin girişindeki çöp konteynırına”  der demez, hep birlikte çöp konteynırının olduğu yere koşmaya başladık. Fırtınalar esiyordu kafamda, ya bulamazsak? Çok kötü bir duruma düşerdik. Biz koşarken diğer bürolar ve koridorlardaki memurlar şaşkın bir şekilde bize bakıyorlardı. Resmen hırsla saldırdık çöp konteynırına. Çöp kutusunu karıştırarak içerisinde altınlar olan poşeti bulmuştuk nihayet. Derin bir nefes aldık. Ama halimiz gerçekten çok komikti. Hem sıcak havadan, hem de koşmaktan dolayı terden sırılsıklam olmuştuk. Bir de çöp kutusunu karıştırmak. Nevrimiz dönmüştü hepimizin. Tekrar şubeye çıktık. Herkes birbirine bakıp gülüyordu. Bir yandan da hepimiz İsmail’e takılıyorduk; bizi ne hallere düşürdün diye.

                 O anları hatırladıkça halen gülerim. Gerçi bu soruşturma baştan sona hep sıra dışı ve komik olaylarla doluydu. Binlerce soruşturma yapmıştım ama bunun gibi enteresan ve trajikomik olayların yaşandığı başka bir soruşturma daha hatırlamıyorum. İlginçlikler ardı ardına sıralanmıştı olayda..

                Bahsi geçen altınları ele geçirdiğimiz yer de çok garipti. Altınları şüphelilerin evindeki turşu bidonundan çıkarmıştık. Hepimizin bildiği, anam babam turşu bidonu işte. Failler gasp ettikleri altınları turşu bidonunun içerisine saklamıştı. Şüphelilerin sorgusunda öğrenmiştik, altınları evlerindeki turşu bidonuna sakladıklarını. Sonra da birini refakate alıp altınları zapt etmek için evlerine gelmiştik. Biz bu çalışmayı yaparken ekip şoförümüz İsmail de ekmek arası bir şeyler yaptırmaya gitmişti. Uzun süredir ağzımıza lokma koymamıştık.

                Turşu bidonunun içinden zapt ettiğimiz altınları naylon poşete koymuştuk. Dönüşte ekmek arası yiyeceklerimizi yemiş, onların da çöplerini yine naylon poşetlere koymuştuk. Nereden bilebilirdik naylon poşetlerin bizi bu kadar ızdıraba sokacağını. Biz altınları arabada unutunca, İsmail hepsi çöp poşeti diye çöpe atmış. Neyse ki Allah’tan kısa sürede fark ettik de altınları bulduk. Ya bir de bulamasaydık…

    “Allah’tan kadını öldürmemişler!” diye geçirdim içimden.

                   
        En iyisi yaşananları başından anlatmaya başlamak. Ankara, gasp masasında büro amir yardımcısı olarak çalıştığım günler. Muhtemelen 96 yılı.
        Sıcak bir yaz günü. Olayın yaşandığı gün son derece sakin başlamıştı aslında. Öğle saatlerine kadar da bu sakinlik devam etti. Şubedeydim. Öğle saatlerine doğru bu fırsat her zaman ele geçmez deyip eve yemeğe gitmeye karar verdim. Rahat bir şekilde şoförümün kullandığı araçla yola çıktık. Tam eve yaklaşmıştık ki telsiz muhaberesinde birden fırtına koptu. Dikkat kesildim. Yüzüncü yıl semtinde bir olaydan bahsediliyordu. Maskeli şahıslar, kaçış istikametleri, ambulans talebi. Çoğu zaman olduğu gibi her kafadan bir ses çıkıyordu. Konuşmalar esnasında “altınları gasp etmişler” cümlesi geçince ister istemez olay yerine yöneldik. Bizim evde öğle yemeği hayali yine suya düşmüştü anlaşılan. Bizdeki de şanstı hani.

        Alelacele intikal ettik malum yere. Her katta yaklaşık on iki, on üç dairenin olduğu, sekiz on katlı çok büyük bir site alabildiğine uzanıyordu önümde. Olay, sekizinci katta kısaca şöyle olmuş: Evde sadece yaşlı karı koca yaşıyor. Bey emekli üst düzey bürokrat. Öğle saatlerine doğru evin beyi bakkala gitmek için evden dışarı çıkar.Yaklaşık üç beş dakika sonra evin zili çalar. Evin hanımı kapıyı açar. Bir de bakar ki karşısında maskeli, elleri bıçaklı ve sopalı üç kişi. Yaşlı kadıncağız o esnada bayılır. Şüpheliler, kadının kolundaki bilezikleri alıp ortadan kaybolurlar. Adamcağız eve geldiğinde, eşi halen kapının önünde yarı baygın halde yatmaktadır. Hemen 155’i arar.
         Polis merkezi ekibi, ilçe sivil ekip bizden önce gelmişti olay yerine. En kötüsü de acılı insanlardan bilgi almaya çalışmaktır. Gerçi alınacak çok bir bilgi de yok aslında. Şüphelilerin yüzünde kar maskeleri varmış. Ve üç kişiler. Tüm bilgi bu kadar. “Allah’tan kadını öldürmemişler!” diye geçirdim içimden. Bayıldığı için sevindim bir an,zaten karşı koyamazdı ama yanlış bir hareket ölümüne sebebiyet verebilirdi.

         Eşkâl yok. Yaş aralığı yok. Cinsiyetleri bile belli değil. O yıllarda güvenlik kameraları zaten yok. Samanlıkta 3 maskeli iğne aramaya benziyordu yani. Kadını sakinleştirip dinlemeye çalışırken sessizce polis Hüseyin geldi yanıma, elinde bir  kâğıt parçası uzatarak fısıldadı:

“Komiserim, olay yerine ilk gelen ekipler asansörde bu kâğıt parçasını bulmuşlar.” 

Kâğıdı heyecanla aldım elime. Duvarlara asılan büyük boy manzara resimli takvim yaprağından koparılmış avuç içi kadar bir kâğıt parçası. Resimsiz düz beyaz kısmında, Manisa ilinde askeri bir adres yazıyordu. Bir anda söndü tüm heyecanım. Olayla çok ilgisi olacağını zannetmemiştim. Kâğıda göz ucuyla şöyle bir bakıp, tekrar Hüseyin’e verdim. Kocaman bir sitenin asansöründe bulunan kâğıt parçasının gaspla ne ilgisi olabilirdi ki? İşi yok da gaspçılar olay yerine üzerlerinden kâğıt mı düşüreceklerdi? Üstünde fazla durmadan devam ettim soruşturmaya.

           Fakat “Teyzeciğim, hatırlayabildiğiniz başka bir şey var mı?”gibi tekrarlayan sorularımıza aldığımız farklı bir cevap yoktu.

             Olay yeri inceleme birimleri de herhangi bir maddi delil bulamamıştı. En garibi görgü tanığı da yok. İşte bu gerçekten çok ilginçti. Koskoca sitede , yaz günü, güpegündüz maskeli gasp oluyor bir tane görgü tanığı yok iyi mi? Gazetecilerin de haberi olmuştu, her zamanki gibi. Çıkabilecek haberleri kolaylıkla tahmin edebiliyordum.”Başkentin göbeğinde gündüz vakti eşkıyalık . Kar maskeli soygun. Başkent, Teksas’a döndü vb.” Moralim bozulmuştu. Burnumdan soluyordum. Aklım çıkar bir yol arıyor, fakat sürekli saplanıp kalıyordu. Çıkmaz sokaktan çıkmalıydık. Ekipçe Şubeye döndük. Konuyla ilgili değerlendirmelere başladık.

Güpegündüz kar maskesi ile konuttan gasp mı yapılır!

           “Bana göre şüpheliler aileyi tanıyor. Evde karı kocadan başka kimsenin olmadığı biliyorlardı. Evi takip ettiler. Kadını gasp etmek için kocasının alışverişe çıkmasını beklediler. Ayrıca kadının kollarında yüklü miktarda altın olduğunu da biliyorlardı” dedi polis Hüseyin. Tahmini aklıma yatmıştı.

           “Bence aile de şüphelileri tanıyor ama çok yakından değil” dedim. İsmail anlamamış gibi yüzüme bakınca izah etmeye çalıştım. “Çünkü kadın tarafından önceden tanındıkları için kar maskesi taktılar.” Diye açıkladım teorimi.

           O ana kadar hiç sesi soluğu çıkmayan polis Ahmet;

          - “Komiserim bence bunlar son derece acemi ve toylar.” Dedi sakince.

-  “Hayırdır Ahmet, neden öyle düşündün?” Diye sordum.

-  “Baksana komiserim bir kişinin rahatlıkla yapabileceği bir gaspa üç kişi gelmişler.”

            Ahmet genelde az konuşur, ama iyi tahlil yapardı. Ne de olsa yılların birikimi vardı. Söyledikleri akla yatkındı. Başımı hafif sallayarak kendisini onayladığımı belirttim.

- “Hem güpegündüz kar maskesi ile konuttan gasp mı yapılır! Ya komşulardan birileri görse? Düpedüz acemi bunlar. Bunlardaki de cahil cesareti. Failleri çok uzaklarda aramaya gerek yok bence. Aile ile irtibatlı birileri olma ihtimalleri yüksek” diye de devam etti.

            - “Öyle de olsa işimiz çok zor.” Diyerek söze girdi İsmail, hafif alaycı bir ses tonuyla.

            - “Hadi adamları bulduk, nasıl delillendireceğiz? Mağdurun teşhis etmesi mümkün değil, hiçbir şey hatırlamıyor. Görgü tanığı da yok. Zor bu iş komiserim.”

            - “Gasp edilen bileziklerin herhangi bir özelliği var mıymış, sordunuz mu ?” Diye sürdürdüm konuşmayı.

            - “Aklımıza gelmedi komiserim gidince soralım,” dedi İsmail.

Tam azarlayacaktım vazgeçtim. Zaten moraller bozuktu, iyice bozmaya gerek yoktu. Ulan arkadaş bu da atlanır mıydı?

- “İyi, tamam sorun. Özelliklerini öğrendikten sonra satılması muhtemel kuyumcular civarında da araştırma yapın. Oradan da neticeye gitmeye çalışalım.” Dedim, otoriter bir şekilde.

- “Tamam efendim.”

            - “Şu kar maskesi satan işyerlerini de bir dolaşın. Son günlerde üç tane birden kar maskesi alan olmuş mu? Öncelikle olay yerine yakın çevreden başlayın.”

            - “Anlaşıldı komiserim.”

- “Ayrıca evlerine temizliğe gelen, yoğurt süt getiren vb. etraflarında bu işi yapmaya müsait kim varsa inceleyelim. Ortalık sakinleşmiştir. Gidin mağdur kadın ve kocası ile tekrar görüşün incelenmesi gerekenleri belirleyin. Zaman kaybetmeden araştırmaya başlayın. Ayrıca evin çevresindeki işyerlerinde çalışanları da inceleyin. Yakın tarihte işten çıkanlar falan var mı araştırın. Mahallenin serserilerini de araştırmayı unutmayın” diye arka arkaya yapılacak işleri sıraladım, makineli tüfek gibiydim. Zihnimde şimşek gibi çakıyordu fikirler, istediğim de buydu zaten. Biraz da olsa rahatlamıştım.

             Tam o esnada emekli bürokratın ortalığı ayağa kaldırabileceği aklıma geldi.”Eve gittiğinizde her türlü çalışmayı en üst düzeyde yaptığımızı hissettirin. Adamlar sağı solu ayağa kaldırmasınlar şimdi. Bir de onlarla uğraşmayalım.” Bu önemliydi. Yoksa, müştekilere aspirin tedavisi yapmaktan, olayı çözmeye vakit bulamazdık.

             Ekibi tekrar olay yerine göndermiş, ben şubede kalmıştım. Çay ve sigara seansları başlamıştı tekrar. “Faili meçhul olayın mı var; derdin var!” psikolojisine girmiştim. Yine kafamda cevabını bilmediğim birçok soru dönüp duruyordu sürekli.
             Tüm suç çeşitlerinin soruşturmaları gerçekten çok zordur. Cinayet, hırsızlık, gasp hepsi birbirinden zorludur ama en zoru gasp suçlarının soruşturması sanırım.

 Gasp soruşturması gerçekten zordur.

          Cinayette genel olarak maktulle katil arasında bir bağ vardır çoğu zaman. Çok sıra dışı ve birbirini hiç tanımayan kişiler arasında ani gelişen cinayetler hariç tabii ki. Ayrıca bir öldürme sebebi vardır. Olayın işleniş şekli, suç aleti, olay yeri vs., bu durumlarda faili meçhul çözümünde yardımcı olur dedektiflere.

         Ev, iş yeri hırsızlığı vb. suçlar, herkesin işleyebileceği suçlar değildir. Ciddi uzmanlık gerektirir. Bu nedenle bu tip suçları genelde sürekli hep aynı şahıslar işler. Bu da soruşturmada biraz da olsa yardımcı olur. Gasp ise; öyle değildir. Soruşturması gerçekten zordur. Bu nedenle asayiş suçları içerisinde aydınlatılma oranı en düşük olan suç gasptır. Cinayet aydınlatmaları, yüzde doksan civarında, hırsızlık aydınlatmaları yüzde kırk dolayında gasp aydınlatmaları ise; yüzde on ile yirmi arasındadır. Yine belirteyim istisnalar kuralı bozmaz.

 Kaçanlar ve kovalayanlar!

                     
       Birkaç saat sonra Polis Hüseyin telefonla aradı.

       - “Komiserim tekrar görüştük aile ile. İrtibatlı birçok adres ve kişi belirledik. Birkaç sene önce evlerine temizliğe gelen bir kadının 20’li yaşlarda iki oğlu varmış. Adreslerini aldık. Biz önce onları inceleyeceğiz. Ahmet’ler de mahalleyi araştıracaklar.”

          - “İyi tamam Hüseyin. Zaman kaybetmeyin. Acele edin. Bileziklerin bir özelliği var mıymış?”  Dedim ciddi bir şekilde.
         
           - “Yok, komiserim herhangi bir özelliği yokmuş bileziklerin.” Diye soğuk bir sesle cevap verdi. Anlaşılan Hüseyin, bileziklerin satılabileceği yerlerde çalışma yapmakla sonuca gidebileceğimizi düşünmüyordu.

           Önemli faili meçhul soruşturmalarında zaman kaybetmemek çok önemlidir. İlk saatler, ilk günler olay daha sıcağı sıcağınayken yoğun bir şekilde çalışmak gerekir. Siz failleri tespit edip yakalamak için uğraş verirken onlar da tespit edilmemek ve yakalanmamak için uğraş verirler. Ciddi bir oyun alanına dönüverir soruşturma. Kaçanlar ve kovalayanlar!

           Şubede canım sıkılmaya başladı. Ama yapacak bir şey yoktu. Soruşturmanın başarısı için ekiplerin çalışmalarını en iyi şekilde organize etmem gerekiyordu. Hem herhangi bir şeyi atlamamak, hem de mükerrerliğe sebep vermemek. Bunun içinde en uygun yönetim yeri şubeydi.

          Kısa müddet sonra Hüseyin tekrar aradı. Hayırdır inşallah; diye açtım telefonu.

-          Komiserim, bil bakalım ne oldu?” Diye sordu sevinçli bir sesle.”Hayırdır Hüseyin, ne oldu?” diye cevapladım şaşkın bir şekilde.

-          Yahu komiserim, olay yerinde sana asansörde bulunan bir kağıt parçası vermiştim ya.

-          Evet hatırladım.. Büyük boy takvimden koparılmış avuç içi kadar bir parçaydı. Bir asker adresi yazıyordu. Fakat pek önemsememiştim.

-          İşte komiserim onun koparıldığı yeri bulduk. Dedi heyecanla.

-          Nerde buldunuz?

-          Bu geldiğimiz evde bulduk komiserim. Hem daha güzeli ne biliyor musun?
                          Kalp atışlarım hızlanmaya başlamıştı bile. Lafı dolaştırmasına da sitem ederek sordum.
-          Neymiş Hüseyin daha güzeli?

-          Bu evin 20’li yaşlarda iki oğlu var demiştim ya. Bir hafta önce memleketlerinden akrabaları bir genç gelmiş. Şu an dışarıdalarmış. Biz burada sabite geçiyoruz. Bu iş bunlara “cuk” diye oturur komiserim.

-          İyi tamam çok dikkat edin. Takviye ekibe ihtiyaç var mı?

-          Bir ekip daha gelse, iyi olur efendim.

-          Ahmet’e sen adresi ver. Ben talimat veriyorum.


Nasıl gaspçı yahu bunlar !!!


                      Telefonu kapattıktan sonra hayretler içinde kalmıştım. Beklemediğimiz bir olumsuzluk olmazsa olay çözülmek üzereydi. Hiç beklemediğimiz yerden müthiş bir delil bulmuştuk. İşe yaramaz dediğimiz kağıt parçası, ne de çok işe yaramıştı. Eğer hadise böyle aydınlanırsa ilk defa bu kadar kolay faili meçhul maskeli gasp çözmüş olacaktık. Olayla ilgili tahlillerimizde neredeyse tamamen tutacaktı.

                       Zorlu soruşturmalarda olumlu gelişme beklerken zaman durağanlaşır ve geçmek bilmez. Stres zirvededir… Ne olacak; tamam mı? Ya beklemediğimiz olumsuz bir gelişme olursa.

                     Yaklaşık bir saat kadar sonra Hüseyin telefonla arayıp malum şahısları aldıklarını ve şubeye seyir halinde olduklarını telsizden anons etti. Anonstan yirmi dakika kadar sonra da iki ekip üç şahısla şubeye geldiler. Şahısları sorgu odasına götürürlerken gördüm. Nasıl gaspçı yahu bunlar! diye söylendim kendi kendime.
                 
                   Gençlerin hiç de öyle sabıkalı ve serseri bir görüntüsü yoktu. Her önemli sorguda olduğu gibi büroya derin bir sessizlik çökmüştü. Ve bu kesin netice alınıncaya kadar devam ederdi. Netice alındıktan sonrada ortalık gürültüden geçilmezdi.

                  Hüseyin yanıma gelip bilgi vermeye başladı.

-          Üçünü de ayrı sorgu odalarına koyduk komiserim. Gözaltına aldığımız andan itibaren de kendi aralarında hiç konuşturmadık.

-          Şu ana kadar bana verdiğin bilgilerden başka ekstra bir bilgi var mı?

-          Yok komiserim.

-     İyi sence en zayıf halka hangisi hangisinden başlayalım? Diye sordum.

          Bu gerçekten çok önemliydi. Çoklu şüphelilerin olduğu suçlarda, failleri bir an önce çözmek için, en zayıf halkayı bulup sorguya oradan başlamak gerekir.

-          Misafir çocuktan başlasak uygun olur efendim.

-          İyi siz başlayın. Gelişmelere göre gerekirse ben de katılırım. Dedim.


          Sorgu, soruşturmanın en önemli aşamalarındandır. Hem bilgi gerektirir, hem de sanat. Bazen birilerinin saatlerce hatta günlerce sorgulayıp mesafe alamadığı durumlarda yeni bir sorgucu, kısa sürede mesafe alabilir. O nedenle sorguya hep birlikte girilmez gelişmelere göre sonradan takviyeler yapılır. Bu sefer de öyle yapacaktık. Memur arkadaşlar başlayacak, ben gerekirse sonradan dâhil olacaktım.

         Yaklaşık beş on dakika sonra sorgu odasından çıkan Hüseyin’in yüzünde vakur bir ifade vardı.

       “Tamam, komiserim itiraf etti. Altınlar evdeymiş. Uygunsa hemen gidip alalım.”

              “Üçünü birden götürmeye gerek yok. Birini götürelim yeter. Evde nereye koymuşlar altınları?”

        “Bir poşete koyup turşu bidonunun içine saklamışlar.”

       Altınların turşu bidonuna saklandığını duyunca, beni bir gülme aldı.

             “Ulan arkadaş başka yer bulamamışlar mı? Bunlar harbiden acemi ha..”

              “Evde arama yaparsak bulamayalım diye oraya saklamışlar.” Diye gülerek cevap verdi Hüseyin.

            Hayretler zinciri devam ediyordu. İşlerin bu kadar rast gitmesi, olayın bu kadar kısa sürede aydınlatılması çok şaşırtıyordu beni. Sanki gerçek hayatta zorlu bir soruşturma yapmıyorduk da senaryosu belli bir film çeviriyorduk.


Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar.

          Seri şekilde iki ekiple yola çıktık. Ne olur, ne olmaz diye son derece acele ediyorduk. Biz hızla şüphelilerin evine girerken seslendi İsmail; “Komiserim, sabahtan beri arkadaşlar hiçbir şey yemedi. Ben yakın bir yerden ekmek arası bir şeyler yaptırıp geleyim.”

- “Acele et kardeş o zaman”

- “İki dakikaya yaptırırım komiserim.”

      Kapıyı evin kadını açtı. Gariban kadıncağız sabahtan beri neler olup bittiğini bilmediği için endişeden bayıldı, bayılacaktı. Alışmıştım artık faillerin ailelerinin bu hallerine. Ama yine de her seferinde içim acırdı. Doğrudan mutfağa geçtik. Kadıncağız da meraklı gözlerle bizi izliyordu. Hiçbir şeyden haberinin olmadığı kesindi. Hüseyin refakatteki şüphelinin gösterdiği en köşeye itinayla saklanmış turşu bidonunu çıkardı. Doğruydu gasp edilen altınları bulmuştuk. Hemen çıkardık. Birkaç kat naylon poşetin içine koyduk.

      Biz turşu bidonundan altınları çıkarırken ev sahibi kadının gözleri fal taşı gibi açıldı. Sanırım o ana kadar, çocukları ve yeğeninin kavga vb. suçtan yakalandığını düşünüyordu. Altınları görünce işin renginin farklı olduğunu anlamış olacak ki, başladı ağlamaya. Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar.

        Biraz teskin etmeye çalıştık. Ama ne mümkün. O esnada İsmail de gelmişti. Araçlara binip şubeye hareket ettik. Altın poşetini ayağımın olduğu yere koymuştum. Sağ olsun şüpheli çocuğa da yaptırmış yiyecek bir şeyler. Şubeye seyir halinde iken araçta yedik ekmek arası yiyeceklerimizi. Yemek artığı çöpleri de poşetlere koyup ayaklarımızın yanına bıraktık.

             İşte! Başlangıçta çöpe atılan altınların hikâyesi böyleydi.

    
 Asıl trajikomik bomba, ifadeleri almaya başlayacağımız sırada patladı. 
                                 
             Büro amirimiz izinde olduğu için, şubeye döner dönmez bilgi vermek için asayiş müdürümüzü aradım. Başmüdürümüzün yanına gitti, dediler. Hemen başmüdürümüzün özel kalemini aradım. Asayiş müdürümüz yeni makama girdi, dediler. Çok acele dedim bir kağıda not yazın içeri girip kendisine verin.”Öğlenki gasp aydınlatıldı. Şüpheliler ve gasp edilen altınlar elde” diye.

               Yaklaşık on dakika kadar sonra asayiş müdürümüz beni aradı. Memnuniyeti sesinden anlaşılıyordu.”Tüm arkadaşlara benim adıma teşekkür et. Ben tam faili meçhulün bilgisini verirken sizin olayı aydınlattığınızın notu geldi. Emniyet Müdürümüz de çok sevindi. Helal olsun” Ne yalan söyleyeyim ben de çok sevinmiştim, şubemizi ve müdürümüzü onore edebildiğimiz için.
                 Dur! Bitmedi. Asıl trajikomik bomba, ifadeleri almaya başlayacağımız sırada patladı. İfade için,  üç şüpheliyi şubenin koridoruna çıkarmışlardı. Yan yana duruyorlar; başında da bir memurumuz bekliyordu.

                - “Yahu kardeşim! Adam gasp yaptığı yerde, üzerinden not yazılı kâğıt düşürür mü? “ dedim yanlarından geçerken gülerek. İki kardeşin büyük olanı, kardeşini işaret ederek ne cevap verse beğenirsin?

                 - “Biz o notu düşürmedik ki. Bilerek oraya bıraktık. Hep bu salağın yüzünden.”  Anlamamıştım. Benim anlamadığımı anlayınca, o da anlatmaya devam etti.

                 - ”Bu mal dedi ki. Polisleri başka tarafa yönlendirelim. Bir kâğıda uyduruk bir adres yazıp asansöre düşürmüş gibi yapalım. Polisler o nottaki adresi araştırırlar. Bizi bulamazlar. Biz de bu salağın aklına uyduk.”

                  Bıraksak kardeşini parçalayacaktı. Kardeşi de kıpkırmızı olmuştu. Kafasını öne eğmiş ayak uçlarına bakıyordu. Şok olmuştum. Gülsem mi ağlasam mı anlayamadım. “Yok, böyle bir şey” dedim kendi kendime.”Adamlar iyice uçmuşlar, galiba çok fazla film izlemişler” Diye düşündüm.

              Sanki soruşturma yapmıyorduk da çadır tiyatrosunda oyun sergiliyorduk. Oyunun adı da olsa olsa        “ Cin olamadan adam çarpmaya kalkmanın hazin sonu.” Olurdu herhalde.

                    Olayın hikâyesi ise her zamanki gibi. Geçen sene, anneleri mağdurenin evine temizliğe gidiyor. Bunlar da birkaç kez annelerini almak için uğruyorlar. Oradan biliyorlar evde sadece yaşlı karıkocanın yaşadığını ve mağdurenin kolundaki bilezikleri. Kendilerince basit bir keşif de yapıyorlar. Bakıyorlar ki, her öğlen adam alışveriş için evden çıkıyor. Ona göre yapıyorlar planlarını. Altınları gasp ettikten sonra hemen satarsak yakalanırız; diye turşu bidonuna saklıyorlar.

                        Cahillerdi, gerçekten çok cahillerdi. Bir yandan bu gençlere içim acıyor, bir yandan da olayı aydınlatmanın sevinci yaşıyordum. Buruk sevinç. Soruşturmacı polisin sevinci hep buruktur zaten.


         Biz büyük polisiz ayakları


               Her üçü de çıkarıldıkları adli makamlarca tutuklanmıştı. Ekip adliyeden şubeye dönmüştü. Hüseyin’i yanıma çağırıp sordum.
                      
                  - “ Hüseyin faillerin tespitinde benim bilmediğim bir numara yok değil mi? Adamları yine elinizle koymuş gibi buldunuz da.”

                   - “Yok, valla komiserim, bu sefer yok.” Dedi Hüseyin sırıtarak.

                  Hüseyin’le bu muhabbetin sebebi yakın tarihte yaşadığımız bir olaydı. O günlerde meçhul bir sapık çok sayıda yalnız yaşayan kadına tecavüz etmişti. Adamın kim olduğunu bir türlü bulamıyorduk.

                       Bir gün Hüseyinler bir şahıs getirdi şubeye.”Tecavüz olaylarının faili bu komiserim.” Dediler ısrarla.

                        “İyi de kardeşim nerden biliyorsunuz failin bu olduğunu? Hem nasıl tespit edip yakaladınız adamı?” Diye sorduğumda lafı dolaştırıp durdular. “Yok tecrübe, yok istihbari çalışma, yok alemi biz tanırız, biz büyük polisiz ayakları.”

                         İşin garibi adam gerçekten de olayın faili çıkmıştı. Olay yerlerinden alınan meni izleri ile adamın DNA’sı tutmuştu. Tuttum ben de müdür beye rica edip bunlara takdir belgesi verdirdim. Daha sonradan öğrendim ki, tecavüz olayı ihbarlarından birine tüm ekiplerden önce gitmişler. Failde o olay yerinde kimliğini düşürmüş. Bunlar da bulup kimseye çaktırmadan saklamışlar. Faili de oradan bulmuşlar. Onun için sormuştum Hüseyin’e bu olayın aydınlatılmasında sakladıkları bir şey var mı? diye.
                          
                   Madem yoktu, görevlilerimiz de gerçekten çok güzel iş çıkarmışlardı.

                 



  

4 yorum:

  1. http://ermenekhaber.com/yazarlar/ercan-tastekin/bir-maskeli-gasp-komedisi/455/
    Makale sitemizde de yer almıştır.

    YanıtlaSil
  2. Ercan kardeşim,İsmet Sayar ve siz kendinizi baştan sona merakla okutuyorsunuz,tebrik ederim,daha önceki mesajımda da belirttiğim gibi umarım genç meslektaşlarınız sizi izliyordur.Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Seyfettin Tekin ağabeyim.Katkı ve destekleriniz için tekrar teşekkür ederim.

      Sil