27 Haziran 2014 Cuma

KATİLİ KÖPEK YAKALADI



Sevgili Arkadaşım;

       Yaklaşık 30 kusur yıllık memuriyet hayatımda hep "işlerin zorlusu, adamların dişlisi" bize denk geldi. Millet "yemeğin yağlısını yiyip, çayın demlisini içerken" biz hep çalıştık. İyi ki de çalışmışız.

      Cinayet Amiri olma fırsatını bulmuşken böylesine önemli bir makamda kariyerimi,  mesleki deneyimimi ve birikimimi artırmak amacıyla oldukça uzun bir süre yıllık izne çıkmadım. Sanırım üç yıl kadar hiç izin kullanmadım. Bugün ise bunun ne kadar yanlış olduğunu düşünüyorum. Her neyse…

        Üç yıldan sonra çıktığım iznim süresince Ankara'da hiç cinayet olmadı iyi mi? Yanlış anlama, cinayet olmasını istediğimden değil! Ben izindeyken vekaleten bakanlar için iş güç yokluğundan ki izin dönüşü göreve başlar başlamaz faili meçhul cinayet oldu ondan diyorum. Bende ki de şans işte…

       90'lı yıllar…
      Yer: Ankara…
      Olay yeri: Dikmen semtinde bir apartmanın giriş katında bulunan çiçekçi dükkânının bodrum katı…

          Artık biliyorsun; bir cinayeti aydınlatmada en önemli unsur, olay yerine mümkün olduğu kadar erken intikal etmek ve uzunca bir süre orayı bizzat incelemektir. Bu nedenle haber alır almaz atladık gittik olay yerine.

      Dükkân iki kardeş tarafından işletiliyor.. Kurban, dükkânı işleten kardeşlerden küçüğü. Maktul eşinden boşandığı için dükkânın bodrum katında kalıyor. Ağabey ise işyeri kapandıktan sonra kendi evine gidiyor.

      Olay günü sabahı işçiler dükkâna geldiğinde, iş yerinin kapısının açık olduğu görülüyor. İş yeri sahiplerinden küçük olanı bodrumda kanlar içinde öldürülmüş olarak bulunuyor. Hem polise hem de halen işe gelmemiş olan büyük patronları olan maktulun abisine haber veriliyor.

      Olay yerine intikal ettiğimde son derece kötü bir tablo vardı karşımda. Başından darbe almış kanlar içinde yatan bir adam. Gerçi hangi cinayette iyi bir tablo vardı ki? Bodrum katta uyduruk bir oda ve etraf çok dağınık.

      Muhtemelen, maktul kafasına sert bir cisimle vurularak öldürülmüş. Uzunca bir süre delillere zarar vermeden  olay yerini inceledik. Kuvvetle muhtemel şahsın kafasına küçük piknik tüpü ile vurulmuş. Ve suç aleti de olay yerinde. Bu kötü işte. Yani olay aletini bulup oradan faili tespit olasılığı yok.

      Şahsın üzerinde gündüzleri giydiği kıyafet var ve cesedin düşüş şeklinden tanıdığı biri ile konuşurken aniden başına vurularak öldürüldüğünü düşündürüyor bana . Etraf çok dağınık olmakla birlikte boğuşma izi ve emaresi yok. Sanki şahıs katledildikten sonra bir şeyler aranmış. Gasp cinayeti gibi duruyor ama gasp cinayeti süsü de verilmiş olabilir. Çünkü şahsın cebindeki paralar alınmamış.

      Ve daha da kötüsü olay yerinde maktule ait olandan başka parmak izi ve benzeri maddi delil de yok. Ayrıca iş yerinin giriş kapısında herhangi bir zorlama yok. Katil ya öldürülen ile birlikte içeri girmiş ya da kapıyı kurbanın kendisi açmış. Katil mutlaka maktulun tanıdığı birisi ama kim? Olayın sebebi ne?

      İlk etapta planlıdan ziyade ani gelişen bir cinayete benziyor. Ama yine de her ihtimali değerlendirmeli ve temkinli olmalıyız.


          Sevgili Arkadaşım;

       Nihayetinde her cinayette önceden hiç de tanımadığımız bir maktulle karşılaşırız. Öncelikle olay yerini iyi incelemek kadar maktulü de kısa sürede tanımak, hakkındaki her türlü bilgiyi kısa sürede toplamak ve niçin öldürülmüş olabileceğini bulup, bu nedene uygun  faili aramak gerekiyor. Ve bu da faili meçhul cinayeti aydınlatmanın en önemli unsurlarındandır.

       Neyse olayımıza dönelim istersen, görevlendirdiğim arkadaşlar hemen öldürülen şahıs hakkında bilgi toplamaya başladılar. Diğer bir yandan en önemli ve kısa sürede ulaşılması gereken bilgilerden birisi de görgü tanığı olup olmadığı ve öldürülenin en son kimlerle, nerede, ne zaman görüldüğüdür. Bir yandan da bunları araştırmaya başladık.

         Ve ilk bilgiler;
         
Maktul ile ağabeyinin arası açık. Maktul çevresinde sevilen ve çakırkeyif birisi. Ağabeyi sinirli bir insan olarak tanınıyor ve en çok da kardeşinin yaşam tarzına kızıyor. Olay yerinin bulunduğu apartmanda oturanlarca; öldürülen şahıs en son, akşam saat 20.30 civarında dükkânının önünde görülmüş. Ayrıca, öldürülen şahsın yanında cins köpek beslediği ve son görüldüğünde bu köpeğin de yanında olduğu ifadeler arasında. Ancak köpek kayıp ve köpek ile ilgili olarak katilin açık bıraktığı kapıdan çıkıp kaybolmuş olabilir yorumları ilk akla gelenlerden.

         Demek ki cinayet;  akşam 20.30’dan sonraki bir saatte ve maktul tarafından tanınan bir kişi tarafından işlendi.

         Öncelikle öldürülenin ağabeyini yakın plana almamız lazım. Ve işin en zor kısmı da burada başlıyor. Adam olayın failiyse sorun yok. Ya değilse… Adamın hem kardeşi öldürülmüş hem de adama fail olabileceği muamelesi yapıyorsun. Of ki ne off!!

        Cinayet çözümlemelerinde altın kurallardan birisi de; faili bulmak kadar suçu olmayan kimsenin de günahını almamak, zarar vermemek ve incitmemek…



Sevgili Devrem;

        Ağabeyi zan altında bırakmamaya azami gayret göstererek incelemeye başladık. Şahıs evli ve 20'li yaşlarda hemşirelik yapan bekâr ve birlikte yaşadıkları bir kızı var. Önce şahısla uzunca bir sohbet ettik. İşin açıkçası dişe dokunur da çok bir şey bulamadık.

        Sonra kızıyla mülakata başladık. Hemşire hanım dönüp dolaşıp babasının eve akşam saat 20.20 civarında geldiğinden emin olduğunu ve birlikte yemek yediklerini anlattı. Evde yemekte kimin nereye oturduğundan tutun da, babasının neyi ne kadar yediğine kadar her şeyi anlattı. Biz de; taktik gereği o akşam yapılanları anlattırdık ve hanımefendi anlattıkça babasının anlattıklarıyla çelişmeye başladı.


        Hemen fark ettim, bizim cin memurlar "katili bulduk!" havalarındaydı. Oysa acele etmememiz gerekiyordu. Mülakatlarımız kurbanın yakın arkadaşlarıyla devam etti. Hemen hemen hiçbirinde şüpheli bir duruma rastlamamıştık. Yalnız, kurbanın bir arkadaşı Antalya'ya gitmişti. Onun da o gün Antalya'ya gideceği önceden belliymiş zaten.


            Sevgili Dostum;


     Ertesi gün akşamüzeri, maktulun ağabeyini ve ailesini araştırmakla görevlendirdiğim ekip şefi "işlem tamam edalarıyla" yanıma geldi.

-         Baş komiserim, bu hemşire kız yalan söylüyor. Babasının katil olduğunu biliyor, onu kurtarmak için yalan söylüyor.

-         Hayırdır? Yeni bir gelişme mi var?

-         Evet efendim. Hemşire kız olay akşamı hastanede nöbetçiymiş. Ve sürekli hastanedeymiş. Hiç ayrılmamış. Oysa bize evde olduğunu anlatmıştı.

-         Tamam. Delil araştırmasına devam edelim. Yine de katil olmayana katil muamelesi yapmamaya çalışalım.

     Delillendirme çalışmasına devam ediyorduk ama bir arpa boyu yol alamıyorduk. Elimizde sadece hemşire kızın yalan söylediğinin ispatı vardı ve başka da bir şey yoktu.

         Çıkmaza girmiştik."KATİL OLMAYANA KATİL MUAMELESİ YAPMAMAK " ile "GERÇEKTEN FAİL İSE İSPATLAYAMAMAK" arasında kalmıştık. Zira bu ikilem adamcağızın kalp hastası olması sebebiyle daha ciddi bir vicdan muhasebesini de beraberinde getiriyordu.


         Sevgili Devrem;


     Doğruyu bulmak için bazen onlarca kez başa dönmek gerekir. Ve daha da önemlisi ortak akıl çözer cinayeti her zaman. Bende öyle yaptım. İlgili tüm personeli toplayıp, konu ile ilgili düşüncelerini dinledim. Konuya tekrar sıfırdan başlamaya karar verdik. Bir yandan ağabey ile ilgili detay çalışmasına devam edecektik, bir yandan da diğer alternatiflere yoğunlaşacaktık.


     Sevgili Arkadaşım;

            "Katil olmayana katil muamelesi yapmak" ile "gerçekten fail ise ispatlayamamak "  çıkmaz sokağından nasıl çıktık?

      Katil kim?

      Olayın sebebi ne?

      Planlı mı, ani gelişen bir cinayet mi?

      Hemşire hanımın yalanlarını kendisine anlattığımızda bize verdiği ilginç cevap neydi?

      Hiç beklemediğimiz anda gelen sürpriz delil neydi?

      Ve olayı aydınlattıktan sonra bir TV kanalında çıkan "Katili köpek yakaladı" haberi, bizlerin alay konusu olmamıza nasıl sebep oldu?

       


Sevgili Arkadaşım;

                     Her faili meçhul; eğer elle tutulur bir delile sahip değilsen, fikir ayrılıklarını da bir süre sonra beraberinde getirir.  Faili meçhul bir olayın aydınlatılması sırasında fikir çatışmaları, kafa karışıklıklarının yaşanması elbette daha iyidir. Tıpkı bu olayda da yaşandığı gibi. Öldürülen çiçekçi dosyasını takip eden arkadaşlar kendi aralarında ikiye bölünmüştü. Memurlarımızın büyük bir kısmı maktulun ağabeyinin katil olduğunu düşünüyor ve bir an önce şahsı gözaltına almamız yönünde fikir beyan ediyorlardı. Aslında katilin “ağabey” olduğunu düşünenler, ilk bakışta çok da haksız sayılmazlardı.
                 Bir kere ağabey ile kardeşin geçinemediği, kavgalı oldukları yönünde sağlam bulgulara sahiptik. Ayrıca cinayetin işleniş şeklinden yola çıkarak düşündüğümüz; katilin maktul tarafından mutlaka tanınıyor olması, maktulün gasp için öldürülmüş görüntüsü verilmesine karşın cebindeki paraların alınmamış olması, kızının ısrarla yalan söylemesi ve cinayeti babasının işlediğini biliyor ve onu korumaya çalışıyor görüntüsünün oluşması da “katil ağabey” iddiasını sağlamlaştırıyorlardı.
                Ama bu durumlarda her zaman bir muhalif bakış açısı da olmak zorundadır ve hadiseye tersten bakınca karşımıza çıkan soru şu: Katil “ağabey” değilse kim?
 Maalesef ağabeyden başka şüphelenilecek hiç kimseyi de bulamıyorduk. Bu da ister istemez ağabeyin katil olabileceği olasılığını daha da güçlendiriyordu.
                Dosyayı takip eden görevlilerimizden az bir kısmı ise tüm bunlara katılmak ile birlikte; ağabeyi suçlayacak hiçbir maddi delilin olmadığını, görgü tanıklarının ifadeleri ve hemşire kızın yaşattığı tenakuzun “gözaltı” için yeterli veri olmadığını belirtip, gözaltı işlemine soğuk bakıyorlar ve bu durumda maktulün çevresini tekrar tekrar incelememiz gerektiğini söylüyorlardı.
Beynimizi kemiren bu şüphe nedeniyle;  ayakuçlarımız sık sık maktulün ağabeyinin evini gösteriyordu. Şahsı gözaltına almadan bir açık yakalayabilir miyiz? Sorular bunun üzerine kurgulanıyor her defasında tekrar ağabeyin evine uzanıyordu. Şahısla uzunca bir süre bu şüphe doğrultusunda sohbetler etmemize, bir arada bulunmamıza rağmen kafamızda oluşan şüpheleri arttıracak herhangi bir çelişki yakalayamıyorduk. İşin garibi ise; kardeşi ile kavgalı olmasına rağmen, onun öldürülmesinden duyduğu derin hüznün adamın tavır ve hareketlerinden hemen anlaşılıyor olmasıydı.
                Bu arada katilin “ağabey” olduğunu düşünenler; şahsı gözaltına aldığımızda sorgu, ev araması vb. çalışmalar sayesinde daha fazla maddi delile ulaşabileceğimize inanıyorlardı.” Tamam, Katil olmayana katil muamelesi yapmayalım.   Fakat şahıs, ya gerçek katil ise? Zaman geçtikçe olayı delillendirmek ve çözmek zor olabilir .” fikrini sıklıkla dile getiriyorlardı.
               Bu bilgileri müdürlerimle de paylaşıyor, cinayeti çözmenin çok zor olacağı ve zaman alacağından dem vuruyordum. Ve her faili meçhulde olduğu gibi zaman geçtikçe bunaldıkça bunalıyordum. Zaman geçiyor, delillerin karartılması şüphesi gittikçe artıyor ve çelişkili sorular beynimi mengenelere hapsediyordu. Uykularımın kaçması, iştahımın kesilmesi, davranışlarımdaki sürekli gerilim hali ve nihayetinde sigara paketiyle istemsiz yakınlaşma... Az uyku, az yemek ve az konuşmak, her faili meçhulde yaşananlar…
                
          Sevgili Arkadaşım;

              Faili meçhul cinayetleri çözme noktasındaki en önemli taktiklerden biri de; olay aydınlanana kadar olay yeri ve çevresinde, olay ile ilgili araştırmaya ve soruşturmaya devam etmektir. Biz de öyle yapıyorduk… Acaba yeni bir şeyler bulabilir miyiz? Yeni bir delil, hangi taşın altından çıkacak?
            Bu minvalde yaptığımız araştırma esnasında; çevredeki taksi duraklarını gezmeye devam ederken olay ertesinde maktulün Antalya'ya giden arkadaşını otogara götüren taksiciyi bulduk. Adamın o gün Antalya'ya gideceğinin önceden herkesçe bilinmesi nedeniyle bu adam üzerinde neredeyse hiç durmamıştık... Hem de maktulün samimi bir arkadaşı idi. Ne olabilirdi ki?
             Ama yine de sormalıydık. Aklımızda soru işareti bırakabilecek hiçbir husus, aydınlanmadık hiçbir nokta kalmamalıydı. Taksici ile uzun uzun mülakat yaptık. Israrla, otogara götürdüğü şahısta dikkat çeken bir şey veya bir davranış var mıydı? Onu araştırıyorduk. Maalesef, sıra dışı hiçbir şey yoktu taksicinin gözüne çarpan ayrıntılarda.
             Taksiciye teşekkür edip ekip arabamıza binmek üzereyken bir detay geldi adamcağızın aklına ki. “Köpek!” dedi.
- Baş komserim bir dakka; bir köpek vardı adamın yanında, cins bir köpek!
- Be adam, söylesene şunu daha önceden! 
          Bu, öldürülen şahsın kaybolan ve bizim de açık kapıdan çıkıp gitmiştir diye düşündüğümüz köpek olmalıydı. Önemli sayılabilecek bir ayrıntıydı. Apar topar şubeye döndük. Bir yandan Antalya polisiyle irtibata geçtik diğer bir yandan ise Antalya'ya ekip çıkardık.
          Antalya'dan bilgi gelmesi uzun sürmedi. Kısa sayılabilecek bir sürede şahsın ikametinde cins bir köpeğin olduğu bilgisi doğrulandı. Şahsın hemen gözaltına alınmasını istedik.
         
           Sevgili Devrem;


Cinayet soruşturmalarında olumlu bir gelişme beklerken zaman adeta durağanlaşır ve geçmek bilmez.  Stres zirvededir… Ne olacak; tamam mı; acaba bundan bir şey çıkar mı? Ya bu da değilse? Soruları döner, durur kafanda. Buradan da bir şey çıkmazsa... Vay ki, ne vay!
Antalya'ya giden ekibimizden bilgi akışı sağlanıncaya kadar da yaşadık aynı stresi. Ve nihayet beklediğimiz telefon geldi… Azeriler telefon çalmasına “zengetti” derler. Tam da öyle oldu. Zeng, zınk!
                - Konu olumlu Baş komiserim. İtiraf etti. Olay günü giydiği kanlı kıyafetleri de bulduk.
          Bu kadarı yetmişti bize. Artık detayları ekip gelince öğrenecektik. Tüm yorgunlukların bittiği an, stresin, gerilimin, gerginliğin yerini huzurun, yüksek sesle şakalaşmaların, muhabbetin aldığı anlar.  Ve maalesef;  bu kez de keyif sigaraları…Ismarlanan yemekler, tatlılar, şubedeki kanepede ekip gelene kadar çekilen deliksiz bir uyku..
               

Sevgili Devrem;


                Katillerin çoğunun soğukkanlı ve sıradan insanlar olmasına hep şaşırmışımdır…
Henüz otuz beş yaşlarında, buğday tenli, orta boylu bu adam da diğerlerinden farkı olmayan sıradan bir adamdı. Hırsızlığa tenezzül edecek, hele de bunun için adam öldürecek bir pejmürdelik de görünmüyordu halinde. Kalınca kaşları vardı. Ancak saçları yoktu.  Bu önemli bir ayrıntıyı veriyordu. Zira olay mahallinde herhangi bir kıl örneğine rastlanmamış olmasını, usturaya vurulmuş bu baş açıklıyordu. 
Neyse adam sakin sakin anlatmaya başladı... Maktulle arkadaş olduklarını, aslında aklından onu öldürmeyi hiç geçirmediğini, o gün de böyle bir planının olmadığını,  şehirden ayrılacağı için vedalaşmaya gittiğini, maktulle dükkanın kapısının önünde sohbet ettiklerini, sohbet esnasında maktulün kendisini içeriye davet ettiğini, Cinayet mahalli olan bodrumdaki uyduruk odada muhabbet ederken şeytanın aklını çeldiğini, ekonomik durumunun bozulduğunu, maktulün paralarını burada tutuyor olabileceğinin aklına geldiğini ve arkasını döndüğü bir anda; bir anlık hırsla, gasp için küçük piknik tüpü ile kafasına vurduğunu ve şahsın hemen oracıkta öldüğünü anlattı.
            Ölenin burada saklamış olabileceğini düşündüğü paraları aradığından, ama bulamadığından; cesetten korktuğu için öldürdüğü şahsın ceplerine bakamadığından bahsetti. Daha sonra üst kata çıkıp, etrafı kolaçan ettiğini, hiç kimseye görünmeden olay yerinden kaçtığını anlattı. Maalesef hiç uğruna öldürülen bir gariban ile yine bir hiç uğruna katil olan başkası. Üstelik arkadaşlar…
 -         Pekâlâ, öldürdüğün adamın köpeğini niye yanına alıp götürdün, be adam? Bu nedenle yakalanabileceğini hiç düşünmedin mi?
 -         Valla polis abi, olaydan sonra olay yerinden gizlice kaçıp yüzlerce metre uzaklaştıktan sonra bir de baktım ki köpek arkamda beni takip ediyor. Ben de hiç düşünmeden yanıma aldım.

    Sevgili Arkadaşım;


          Şüphelinin anlattıkları bizdeki bulgu ve bilgilerle örtüşüyordu. Sadece, gerçekten ani gelişen bir cinayet miydi yoksa önceden planlanmış bir cinayet miydi? Ekibe bu konuda biraz daha çalışmaları talimatını verdim. Zorlu bir faili meçhul dosyası da bu şekilde kapanmış oldu. Ne ilginçtir ki; faili meçhullerde çözüm önce çok zor gibi görünür, çözdükten sonra ise hep aynı duygu hâsıl olur, "meğer çözüm ne kadarda basitmiş, burnumuzun ucunu nasıl da olmuş, görememişiz?"  Bunda da öyle oldu. Gerçekten de insan; en zor burnunun ucunu görür zaten. Dene bak, doğru olduğunu anlayacaksın.
          Soruşturma evraklarını tamamlayıp şüpheliyi adliyeye gönderdik. Bir yandan da çok zor bir cinayeti çözdüğümüzü, katili yakaladığımızı müdürlerime arz ettim.

   Sevgili Devrem;


         Hikâyenin bir yerinde senin de zihnini kurcalayan bir eksiklik kaldı değil mi? Kafalarımızı allak bullak eden, ikileme düşüren, gel-gitlerimizin sebebi; hemşire kız. Maktulün ağabeyinin hemşire kızından bahsediyorum. Sahi neydi o yalan sıralamalar öyle? Neyse, şubeye davet ettik kendisini. Önce cinayeti çözdüğümüz, katili yakaladığımız haberini paylaştık. Rahat olmasını sağladık ve yekten sorduk;
 -         Kardeşim, bize niye yalan söyledin?  Olay akşamı hastanede nöbetçi olduğun halde, neden evde olduğunu ve babanın 20.20 civarında eve geldiği yalanıyla zihinlerimizi karıştırdın?
                             Sıska tanımlamasını üç santimle kaçıran boyu, ince narin edası, kafası öne eğik mahcup bir eda ile karşımızda buram buram terler döken bu bayanın, sağa sola kaçırdığı bakışlarının arkasında meğer nasıl bir ruh hali varmış.
 -         Komiserim, çok korktum. Babam katil olmadığı halde suçlanabileceğini düşündüm. Polis ağabeylerin kendi aralarında,  öldürülen amcamın en son 20.30 civarında görüldüğünü tespit ettiklerini öğrenince, babam bu saatten önce evdeydi ve hiç çıkmadı dersem ve inandırırsam babamın zarar görmeyeceğini düşündüm.
          ŞBuyur buradan yak. Babasını kurtarmaya çalışırken az daha yakacaktı. Şu kız çocuklarının babalarına olan düşkünlüklerine hep hayran olmuşumdur zaten.
Kendisine yaptığı hatanın ne kadar büyük olduğunu, sırf bu hatadan dolayı babasının zan altında kaldığını ve neredeyse gözaltına alınacağını anlattığımızda, o da çok üzüldü. Kendisine göre haklı hemşire hanımı ve babasını sağ salim evine uğurladık.

        Sevgili Arkadaşım;

        Sıra geldi hikâyenin en trajikomik kısmına. Bomba akşamüzeri patladı. Hemen yanılma! Bu bomba, basının haberi görüş şekliyle ilgili. TV kanalları çözülen cinayetle ilgili alt yazı geçmeye başlamıştı. Ve bu alt yazıyı gördüğümüzde ekip olarak kıpkırmızı kesilmiş ne diyeceğimizi bilemez bir halde birbirimize bakar haldeydik.
        Alt yazı aynen şöyle akıp gidiyordu. "Sahibini öldüren katili yakalayan köpeğin hikâyesi, katili köpek yakaladı."!!!
        Ertesi sabah başımıza gelecek şey şimdiden belliydi.
       Toplantıda müdür bey patlattı espriyi.
 -      Biz de katili bizim cinayetçiler yakaladı diye biliyoruz, meğer katili “köpek yakalamış”.

Ve bu kızdırma seansları şubede uzun süre devam etti.

Kendine iyi bak, Görüşürüz..!



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder